sozlukculerin twitter sayfalari

http://twitter.com/ninjasinek

futbol ayetleri

topun oyunda olmadığı sûre 7. ayet

maradona rasûlünden başka önderleri olanların, mikasayla birlikte başka dinamiklere başvuranların, batistutadan başka isimlere ihtiyaç duyanların, kısacası maradonaya kulluk etmekten başka kulluklarada heveslenenlerin alınlarında maradona'nın panini futbolcu çıkartması bile olsa onlar maradona hazretlerinin tabileri değildirler. neye yönelmiş, neye güvenmiş, neye dayanmışlarsa onun oyun stiline tabi olmuşlardır.

iste budizm hikayemiz

sözleri dalai lama, müziği ferdi özbeğen e ait bir budist türküsü.

işte budizm hikayemiz
öyle saf öyle temiz
kenetlenmiş ayrılamaz
kalbimizde ellerimiz

bir diğeri için;
<bkz: buddha gelir buddha gecer>

milattan sonra

hayatımın en özel buluşması için haftalar öncesinden herşeyi planlamıştım. sabah erkenden uyanıp kahvaltımı yapmış ve en sevdiğim kıyafetlerimi giymiştim. başıma gelebilecek olaylara hazırlıklıydım ve mükemmel bir gün olacağını düşünüyordum. nihayet o gün gelip çatmıştı. tam evden çıkacaktım ki ntv spor da alt yazı geçti. birden milat diye bişi yapmışlar. isa diye biri doğmuş. meğer isa doğunca milat oluyomuş. basın toplantısı düzenleyip bundan öncesine m.ö. bundan sonrasına m.s. diceksiniz demişler. milattan sonrası için yaptığınız planları unutun, hepsini sildik, sistem yenilendi demişler. bütün günler birbirine karışmıştı. bütün aylar, yıllar... herşey sıfırlanmış, buluşamamıştık...
saat 1 de börgırın önünde olcaktı. gelememişti. herhalde onunda kafası karışmıştı. bi daha aramadı vefasız...

seks yapilacak ilginc yerler

old trafford.
<bkz: manchester united vs besiktas>
daha önceden yapmışlığımız var ordan biliyorum.

sibel can in oglu olmak

askere gittiğinde her iki askerden birinin dolabında anneyi görmek.

buddha gelir buddha gecer

buddha rahiplerini konu alan yöresel bir türkü.

sözleri;

ne ağlarsın benim zülfü siyahim,
buddha gelir, buddha geçer ağlama.
göklere erişti figânım ahım,
buddha gelir, buddha geçer ağlama.

şeklindedir.

fernando cavenaghi

ismi beşiktaş ile anıldığından beri geceleri uyuyamıyorum.
bütün internet kariyerimi bi anda yok edecek olan transfer olur.
yinede bu transferin gerçekleşmesi durumunda fenerbahçeli boxerımla tribündeki yerimi alacağım aşikardır.

zencinin sunnet dugunu kasedi

bazı bölümleri kasete sığmamıştır.

isvicreli bilim adamlarinin garip deneyleri

bi çocuk doğuyor isviçre'de. okula başlıyor, okuyorda okuyor. ya çakı fabrikasında çalışıyor yada bilim adamı falan oluyor. zaten bilim adamı olmak için isviçreli olmak şart. şimdi bu isviçre'deki üniversitelerde o kadar çok bilim adamı var ki bu ibnelerin sanki başka işi gücü yokmuş gibi bir sabah uyanıyorlar; "ulan!" diyolar yatağa oturup, acaba bugün neyin deneyini yapsak. işte yine o ibnelerden biri bir gün diyor ki "kelimedeki harflerin hangi sırada yazıldıkları acaba önemli mi? yoksa önemli olan sadece birinci ve sonuncu harf mi?
hemen koşuyor hocasına;
"good morning mr.smith! akşam yatarken aklıma takıldı ve allah şahidimdir ki sabahı zor ettim. aklıma takılan soru şu; acaba kelimelerin içindeki harf sıralaması ve nasıl yazıldıkları önemli mi? bugün müsaitseniz bunu bi araştıralım derim."
öteki ibne zaten boş gezenin boş profu.hemen atlıyor olaya "hee araştıralım" diyor, "okeyto" diyor, ne biliym "orayt men" diyor. sonra maskelerini takıp, önlüklerini giyiyorlar ve geçiyorlar labrotuvara. başlıyorlar harfleri harmanlamaya. karıştırıyorlarda karıştırıyolar. "keilmeelri hraf hraf dğeil bir bütün olraak okyuor olmamız" gibi bişi çıkıyor ortaya. yani adamların bütün mesai boyunca keşfettikleri tek şey bu oluyor. üstüne üstlük devlet bunlara maaş bağlamış, sağlık karneleri falan var.
geceleri uyuyamayan bililm adamımız mr.smith'e diyor ki;
bak nasılda düzgün okudun, çok enteresan dimi hocam?"
hoca hiç altta kalır mı patlatıyor cevabı "ya tutarsa?"

ateist vosvos

allahsız tospağa.

renk koru olarak korkuyla yasamak

renk körü olan kişinin yeşil gözlü sevgilisi olması durumunda gerçekleşebilecek hadise.
düşünsene manita süper ama gözler kırmızı.
o ne lan öle vampir gibi.

ilkokulda kooperatif kolu olmak

80 li yıllarda ilkokulda böyle bişey vardı. belki hala vardır emin değilim. artık ilkokula gitmiyorum. kızılay kolu, resim kolu, müzik kolu, trafik kolu,zikimin kurma kolu, çevre bilmemne kolu vs...
hepsinin farklı sorumlulukları vardı. mesela benim okuduğum ilkokulda trafik koluysanız senede 1 gün yada 1 hafta tam hatırlamamakla beraber trafik polisi olurdunuz. valla öyleydi lan. görevli öğrenci okulun önündeki yaya geçidinin orda bekler, öğrenciler karşıdan karşıya geçerken elde tutulan "dur !" levhası arabalara tutulur ve öğrencilerin karşıdan karşıya geçmeleri sağlanırdı. karşıdan karşıya geçme lafı çok saçma. bi ara bunuda gündeme getiririz. geçelim...
şimdi şöyle bişey vardı. her öğrenci bi kolun müridi olmak zorundaydı. müridi olunacak kol öğrencinin kendi isteğine bağlıydı. parlak bi öğrenciyseniz bilim teknik kolu yada yine bilimle ilgili bi kol seçilir öğretmenin gözüne girilirdi. ben pek parlak bi öğrenci değildim. hatta oldukça mat dururdum. bahanemizde hazırdı aslında. bizim kafamız piçliğe çalışıyo olum denirdi. yada denmezdi ondanda emin değilim. maradona ile ilgili eğitici bi kol olsa kesin onu seçerdim. bu şekilde müdürün sağından atıp solundan geçebilirdim fakat öyle bir kol yoktu. lanet olsundu.
gelelim kooperatif koluna... genelde parlak olmayan yada kafası ticarete yatkın olan öğrenciler seçerdi. bizim kantinin 5 penceresi vardı. kooperatif koluna mensup üyeler senenin 1 haftası kantinde çalıştırılırdı. günlük yevmiye ise 1 ayran 1 gevrekten oluşurdu. hangi gişenin ne hasılat yaptığı belirsizdi. bu belirsizlik kankalara bedava suga gazoz, simit, eti puf olarak dönerdi. aman aydın abi görmesindi. aydın abi kantinin patronuydu. birde gabriel batistuta vardı. ama o kantinci değildi. çok kral bi abimiz olduğu için anmak istedim. kooperatif kolu olmanın belli başlı ayrıcalıkları vardı. bu kısmını sallıyor olabilirim ama kooperatifte görevliyseniz o hafta derslere girmezdiniz. simit tepsisinin dibinde kalan susamları yemek ise okul kariyerimin en eğlenceli kısmıydı.

neden eksi oy verildigi anlasilan entryler

#1441341

meali: nuh? *

cizgi filmlerin bunyeye etkileri

mahallede maç yapıyorduk. dörde dörttü sanırım. yok skor değil, takımlardaki topçu sayısı. gerçi bu olayın konuyla pek ilgisi yok, gereksiz bir bilgi verdim. bu kısmı unutalım. maçın ortalarına doğru, belkide ilk yarının sonuna doğruda olabilir onuda tam hatırlayamadım ama sağ kanattan çok pis bi orta kesilmişti. bende halk arasında rövaşata diye tabir edilen vuruşu gerçeklestirdim. ve asıl üzücü olay bundan sonra yaşandı. rövaşata sonrası yere düştüğüm için ellerim yerdeydi. rakip takımın, daha doğrusu her 2 takımında en obez oyuncusu* yerde yatan ellerime basıp ellerimi ezmişti. bakmaya cesaret edememiştim. cesaretimi topladım ve kendimi bakmaya ikna ettiğimde ellerimin çizgi filmlerdeki gibi dümdüz hale gelmiş şekliyle karşılaştım. fakat ağlamadım. çünkü daha 10dk. önce tom & jerry izlemiştim. jerry kapıyı hızlıca çarpıp tom un elini kapıya sıkıştırdığında onunda eli dümdüz olmuştu. tom elini hızlıca sallayıp eski haline getirebiliyordu. bende onun gibi yapcaktım. elimi hızlıca salladım. sonra bi daha salladım. bi daha, bi daha... hassiktirdi, çünkü düzelmiyordu. hayvanlar gibi ağlamaya başladım. elimin acısından ağlamıyordum. tom bizi nasıl olurda keklerdi. allah onun belasını versindi. zaten geçen haftada depar atıp duvara hızlıca çarparsak duvarı yarıp geçebiliriz ve geçtiğimiz yerde tam bizim ebatlarımızda bir yarık oluşur deneyimiz hüsranla sonuçlanmıştı. 1 hafta boyunca yara bere içinde gezdik. üstüne bir de bu olay yaşandı. zaten rövaşatada gol olmamıştı. altıda devre sekizde biterdi. karnım acaip acıkmıştı. evin yolunu tutmuştum. kapının önüne gelmiştim ama zile basamıyordum. çünkü yolu tutuyordum. yolu tutmayı bırakıp zile bastım. sonra salçalı ekmeğimi alıp aterinin başına geçtim ve mario oynadım. 6 nın 2.bölümü çok zordu ama geçmiştim. tam 6 nın 4 üne geçmiştim ki arkadaşım nuh un ayağı adaptöre çarptı baştan başladım. zaten prenseste bok gibiymiş boşuna kurtardım. o kadar çirkin olduğunu bilseydim hiç oynamazdım. mario yu kapatıp baş rollerini tsubasa ve wakabayashi nin paylaştığı japon futbolunu açtım. biraz japonca pratik yaptım. kaleyi cepheden gören pozisyonda bize doğru orta yapılmışsa, alttan 2.seçeneği seçersek adamımız rövaşataya kalkıyordu. tam rövaşatam gol olacaktı ki nuh hayvanı bu sefer aterinin üzerine basmıştı. allah onunda belasını versindi. birincisi nuh, ikincisi çizgi filmler. çok badireler atlattım çok...

arilarin sagir olmasi

discovery de izlediğim belgeselde bahsi geçen konu. arıların duyma yetisi yokmuş.
bu bilgiyi öğrenince beynimden vurulmuşa döndüm. çünkü çocuklugumda ne zaman arılar saldıracak gibi olsa söylediğimiz bi şarkı vardı. "arııı bendeee baaal yook çiçeklerde peek çoook" iyide arılar bizi duyamıyormuş ki. bu demek oluyor ki küçükken hepimiz salaktık. belkide arıların dudak okuma özellikleri vardı yada yeni sağır olmuşlardır. çünkü ne zaman bu anonim olmuş şarkıyı söylesek arılar bizden kaçardı. hatta bi keresinde tufan bu şarkıyı okurken çok pis detone olmuştuda arılar onu fena sokmuştu. arı bende bal yok diyip devamını söylemezsen sokarlar tabi. balın yerini söylesene avel. çiçeklerde pek çok desene siktirolup gitsinler. çocuk aklı işte. hem arıyla oyun mu olur. 21 aylık oynamak varken arı yuvasına çomak sokmakta kimin fikri? tamam sağır olabilirler ama götlerine soktuğun çomağıda farketmicekler diye bişi yok yani.

haribo ayisina iskence yapmak

hiç bi zaman normal şekilde yemeyi başaramamışımdır. bi elimle kafasından öbür elimle ayaklarından tutup çekiştiririm. haribo ortam ayısıdır. ortamlarda şirin görünsede aslında bana hiç şirin görünmez. ayının boyu normalde 2 cm falandır. zaman zaman 6-7 cm e kadar uzayabilir. boy uzatma işlemi bitince ayaklarını yerim. daha sonra kollarını yerim. götünü yiyim ayağı yapmasın diye götünüde yerim. sadece kafası ve bedeni kaldığında daha lezzetli oluyor bence. aslında o şekilde bi cami önüne bırakıp dilendirilebilir ama cemaat pek siklemez sanırım.

silgi alisverisi yasaktir

sınav öncesi gözetmen yada öğretmen tarafından yapılan duyurudur.
sırf bu yasak yüzünden yıllardır kırtasiyeden silgi alışverişi yapamıyorum.
kim bilir kaç tane silgi üreticisi battı bu yasak yüzünden.

otomatik sensorlu kapilar

şu insanın geldiğini anlayıp kendi kendine açılan kapılar çok ilgimi çekmiştir. aslında pek ilgimi çekmezler ama konu entry girmek olunca daha güzel duruyor öyle yazınca. süpermarket ve mühim yerlerin girişinde olur genelde. işin garip kısmı hepsinin farklı ayarda olması. misal tansaşta kapı 2 metre yaklaştığın zaman açılıyor. ama o alışveriş merkezindeki kapının ayarı öyle değil. dibine girene kadar açılmamıştı. bir an için yanlış yerden girmeye çalışıyorum sandım. bi sinek gibi cama yapışabilirdim. burun farkıyla son saniyede açıldı. kendimi hücum süresinin dolmasına saliseler kala elden çıkıp potaya giren basket topu gibi hissetmiştim. içerde duran güvenlik olayı gördü ve epey şaşkın şaşkın baktı bana doğru. allahtan adam güvenlikti. adam güvenlik değilde bakkal olmuş olsaydı şaşkınbakkal olcaktı.
oha! aynı semt gibisiniz lan amca derdim o zaman.
kısmet değilmiş.

kol kirilir yen icinde kalir

japonya'da kırılan kollar, bir yatırım aracı olarak kullanılır.
<bkz: japon yeni>